SU MEDENİYETİ:  İSLAM

 

Prof. Dr. Talat Sakallı

Süleyman Demirel Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Hadis Anabilim Dalı, ISPARTA

 

Giriş

Bilindiği gibi hayatın kaynağı ve canlıların temel yapı taşlarından biri de sudur. Su tüm canlıların hayati önemde yararlandığı doğal bir kaynaktır. Canlı ve cansız bütün varlıklar için sayısız faydası bulunan suyun “hayat, enerji, bereket ve zenginlik kaynağı” olduğunu söylemek doğru bir tespittir.Nitekim Kur’an-ı Kerim de her şeyin sudan yaratıldığına işaret eder.

Her ne kadar dünyanın dörtte üçü suyla kaplıysa da, bu suların %97’sini, insanlar tarafından kullanılması kolay olmayan tuzlu deniz suları teşkil eder. İçme ve kullanma amacıyla faydalanılan tatlı suların oranı ise % 3’tür. İşte bu yüzden, su kaynaklarının korunması, insanlık ve canlılar için büyük önem arz etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de, insan ve diğer canlılar için suyun öneminden faydasından bahseden birçok ayet vardır. Su yönünden fakir bir coğrafyada yaşamış olan Hz. Peygamber su ve su kaynaklarının kıymetini dile getirmiştir.[1] Özellikle suların ölçülü kullanımı, temiz tutulması gibi[2] hususlarda insanlara ikazlarda bulunmak suretiyle, su kaynaklarının korunmasına verdiği önemi göstermiştir.

Doğal kaynaklı sular, dışarıdan bir müdahaleyle pislenmediği sürece hem temizdir, hem de temizleme vasıtasıdır. Kur’ân suyun temiz olarak indirildiğini[3] ve temizleme vasıtası kılındığını[4] bildirir. Allah maddi ve manevi kirlerden arınıp temizlenenleri sever.[5] İnsanlar maddi ve manevi kirlerden daha çok su ile temizlenirler. Bilhassa Müslümanlar, hades denilen manevi kirlilik durumundan imkânları olduğu sürece mutlaka suyla abdest almak, gerektiğinde gusletmek suretiyle kurtulurlar.[6] O halde, su kaynaklarının korunup temiz tutulması Müslümanlar için daha da önemli hale gelmektedir.

Fıkıh ve hadis kitapları konulara göre bölümlere ayrılır. Genellikle ilim ile başlayan bu bölümler, İman bölümünü müteakip “Taharet”, yani temizlik ile devam eder. Manevî hayatın temeli ilimle beslenen “tevhit inancı” iken, maddî hayatın temeli de temizliğe; temizliğin en temel unsuru da suya dayanır.

Suyun Canlılar İçin Önemi

Kur’ân’da, suyun önemi, üstün özellikleri ve büyük bir nimet oluşu gibi hususları dile getiren birçok ayet vardır. Onun, tüm yaşamın kaynağı olduğu şöyle ifade edilir. “İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?”[7] “ Bütün canlıları sudan yaratan Allah’tır.”[8] Kur’ân bize şu gerçeği de hatırlatmaktadır: İnsanlar yeryüzündeki doğal zenginliklerin koruyucularıdır, onların gerçek sahibi ve maliki ise, Yüce Allah’tır. Nitekim bir ayette şöyle buyrulur: “ Hiç içtiğiniz suyu düşündünüz mü? Siz mi onu bulutlardan indirdiniz, yoksa Biz miyiz onun yere inmesini sağlayan? ( O tatlı su şeklinde iner ama ) dileseydik onu yakacak kadar tuzlu ve acı da yapabilirdik. Öyleyse neden (Bize) şükretmiyorsunuz.[9]Bu kadar hayati önemi haiz olan tatlı su kaynaklarının dünyadaki hacmi bellidir. Adil olan Allah, her şeyi belirli bir denge ve nizamda yaratmış olduğu için, tatlı sular da dünya da belli bir oranda ve yeterli miktarda bulunmaktadır. İnsanların yanlış kullanımı ve tahribi olmadığı müddetçe, denge ve intizam bozulmayacak ve canlıların yaşamı devam edecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “(Allah’ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda, karada ve denizde çürüme ve bozulma başladı. Bu şekilde, (Allah) belki (doğru yola) geri dönerler diye, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.”[10]

Hz. Peygamber’in sünnetinde çevre konusundaki önemli bir prensip ‘çevreye zararlı olmamak ve zararlı olan şeylerin ortadan kaldırılmasıdır.’ Özellikle insanlara zarar veren şeylerin ortadan kaldırılması tavsiyesi, hatta bunun imanın bir gereği ve kişi için bir sadaka olarak sunulması, çevreye zarar vermemeye ne derece önem verildiğini gösterir. Bu hadislere göre ‘her Müslüman gücü nispetinde çevreye zarar verici şeyleri bertaraf etmekle görevlidir.’[11]

Su Sıkıntısına Karşı Alınabilecek Tedbirler

1. Su Kaynaklarının Korunması

Belirttiğimiz gibi su, tabii temizlik aracıdır. Hz. Peygamber, suyun tasarrufu kullanımı ve temizliğinin korunması hususunda bazı tavsiyelerde bulunmuş, özellikle onun pislikten korunmasını emretmiştir. Bir hadisinde lanetlenen üç davranıştan uzak durulmasını istemiştir. Bunlar; su kaynaklarının yakınına, yollara ve insanların gölgelenme yerlerine abdest bozmaktır.[12] Dinimizde her halükarda suların temiz tutulması esastır. O kirletilince eşyanın ve insanın temizlenmesi nasıl mümkün olacaktır!

2. Suyun Ölçülü ve Verimli Kullanılması

İslam’ın çevre konusundaki önemli bir ilkesi, nimetleri aşırı tüketmeyi, yani israf ve savurganlığı yasaklamasıdır. Dünyamızın sahip olduğu kaynakların sınırlı olduğunu, bugün her zamankinden daha iyi biliyoruz. Savurganlık ve aşırı tüketim, sadece bizi değil, gelecek nesilleri de etkileyecektir. Bu yüzden, bilinçli ve duyarlı olmak zorundayız. İslam, doğal çevreden faydalanmaya izin verir, ama bu, onun gereksiz kullanımına yol açmamalıdır.

Hz. Peygamber’in: “İsraf ve böbürlenmeden uzak durmak şartıyla, dilediğinizi yiyin, için, giyin ve tasadduk edin” uyarısı dikkate alınmalıdır. İsrafa düşmemek için, gıda maddelerinde tasarrufa giderek, az tüketme yolu tercih edilmelidir. İçme ve kullanma suyunun yanında, ziraatta da tasarruflu sulama usulleri uygulamalı, az sulama ile bol verim alabilmeyi sağlayacak yöntemler üzerine ilmi araştırmalar yapılmalıdır.

Hz. Peygamber kendisi suyu oldukça iktisatlı kullandığı gibi ümmetine de bu konuda dikkatli olmalarını tavsiye etmiş, “akmakta olan bir nehir kenarında bile olunsa, suyun israf edilmemesini istemiştir”.Öyle ki, onun bir litreden az bir suyla abdest, üç-dört litrelik bir suyla da gusül abdesti aldığı görülmektedir.[13]

 

3. Su Kaynaklarına Yönelik İyileştirme Çalışmaları

Atıl su kaynaklarımızın değerlendirilmesi, mevcut kaynakların da daha randımanlı kullanılması için projeler geliştirilmelidir. Mesela ziraatta ‘yağmurlama’ ve ‘damla sulama’ sistemleriyle, su daha randımanlı kullanılmaktadır. Ama bu sistemlerde, borulardaki su basınçla iletildiğinden ek bir enerjiye ihtiyaç duyulmakta, bu da ürünün maliyetini artırmaktadır.  Vergide bu maliyet yükü dikkate alınarak üretici desteklenebilir. Nitekim Hz Peygamber :“Yağmur veya pınar sularıyla sulanan yahut kökleriyle civarındaki suyu bulunduğu için sulama ihtiyacı duymadan mahsullerde öşür, dolap ve büyük kovalarla taşıma su (yani emek) ile sulanan mahsullerde ise yarım öşür vardır.” buyurmuştur.[14]

Dinimizde ve Kültürümüzde Su Hayrının Önemi

Hz. Peygamber’in tüm canlıların su ihtiyacının giderilmesini teşvik edici hadisleri vardır. Bunlardan birisi, susamış bir köpeğe kuyudan su içiren adamın/kadının bağışlanmasına dairdir. Bunun üzerine sahabe “ey Allah’ın Rasulü, hayvanlara yaptığımız iyiliklerden dolayı da bizim için bir mükâfat var mı?” diye sordular. Hz. Peygamber cevaben “yaş ciğer sahibi, yani her canlı için (yapılan iyilik karşılığında ) bir sevap vardır” buyurdu. [15] Sa’d b. Ubade, ölen annesi adına hayır yapmayı Hz. Peygamber’e sorduğunda “evet yap” cevabını alınca, “Ya Rasulullah, hangi hayır daha iyidir” diye sormuş, o da “su hayrı” cevabını vermiştir. Bunun üzerine Sa’d, Medine’de bir çeşme yaptırmış, o çeşme uzun süre insanlara hizmet etmiştir.[16]Yine, mümin öldükten sonra da sevap kazandırmaya devam edecek işlerin sayıldığı bir rivayette “kanal açarak su getirmesi” de zikredilmektedir.[17] Buradan hareketle samimiyetle ve hilesiz işçilikle, baraj ve göletler yapıp temiz ve sağlıklı borularla evlerimize kadar suyu ulaştırıp musluklardan su akıtan yönetici, mühendis, işçi, iş adamı vb. kişilerin, o hizmetler devam ettikçe öldükten sonra da defter-i âmâllerine sevap yazılmaya devam edeceğini Hz. Peygamber’in müjdelediğini söylemek mümkündür.

Dilimizde, bilhassa küçüklerin büyüklere içme suyu vermesi üzerine söylenen “su gibi aziz ol”şeklindeki dua cümlesive daha pek çok vecize, hem suyun önemini çok güzel ifade etmekte, hem de kültürümüzde bu nimete ne kadar büyük değer verildiğini göstermektedir.Ayrıca ecdadımızdan su alanında zengin bir maddi miras devralmış bulunuyoruz. Bu gün, birçok şehrimizde, suyun taşınması, depolanmasını ve dağıtılmasını sağlayan; su kemeri, sarnıç, maksim ve su terazisi gibi yapılar ile suyu insanların istifadesine sunan çeşme, sebil, şadırvan gibi eserlerimizden hala ayakta kalarak hizmet verenler mevcuttur. Bunlar, medeniyetimize, adeta bir “su medeniyeti” damgası vuracak derecede önemli eserlerimizdir.

SONUÇ                                                                                                              

Sonuç olarak dikkat çekmek istediğimiz husus şudur: İnsanlara, dinimizin bu konuya verdiği önem anlatılarak, onların su kullanımı ve su kaynaklarını koruma hususunda bilinçli hale gelmelerini sağlanmalıdır. Özellikle ailede ve okulda, genç nesillere, çevreye duyarlılık, su ve enerji tasarrufu konularında sürekli eğitim vermeye çalışılmalıdır. Yöneticiler ve ilgili kurumlar da, küresel ısınmayı artırıcı faaliyetleri takipte gerekli hassasiyeti göstermelidir.

Kur’ân ve Sünnet’in, suyun hayatın temeli olduğuyla ilgili vurguları, Müslümanlara bir takım görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Mevcut su kaynaklarının en güzel şekilde korunması, bu kaynakları kirletecek ve suyun temizliğini ve niteliğini bozacak her tür tutum ve eylemin engellenmesi, bunların başında gelir. Ayrıca suyun kullanımında kesinlikle savurgan ve sorumsuz bir tutum içinde olunmamalıdır. Bütün kaynaklarımızı azami derecede rasyonel ve verimli kullanma temel olmalıdır. Dinimizin ve kültürümüzün ortaya koyduğu ‘su medeniyetine’ sahip çıkarak, onu daha da geliştirmeli ve sonraki nesillere aktarma konusunda gerekli eğitim programları hazırlanmalı, müfredatlar bu bilinç ile hazırlanmalı ve topyekûn millî bir şuurla “su medeniyetine” sahip çıkan nesiller yetiştirilmelidir.

 

SU İÇME ADABI

 

1- Her konuda olduğu gibi su içerken de Allah’a karşı sorumlukları yerine getirebilme ve iyi amaçlarla enerji harcama niyete alınmalıdır.
2- Helal yollardan elde edilmiş yiyecekler yenilmeli ve içecekleri içmelidir. Haram yollardan elde edilen ve bizzat içki gibi haram olan içecekleri içmemelidir.

3- Kanaatkâr olmalıdır.

Sünnetleri:
-
Yiyip içmeye başlarken Besmele çekmek[18], (Herkese hatırlatmak için yüksek sesle söylenebilir). Başlarken besmele çekmeyi unutan, sonra çekse de, baştan çekilmiş sayılır.[19]
- Su içtikten sonra (Elhamdülillah) demek.[20]
- Sağ elle yiyip içmek.[21]
- Bardağa içebileceği kadar su doldurup artırmamak, israf etmemek.


Dikkat edilecek diğer hususlar:
-Yol üstünde, ayakta, yürürken yiyip, içmemelidir.[22] Sokakta veya toplumun içinde bir şeyler yiyip içmekte uygun görülmez ve adaba aykırı sayılır.
- Suyun hepsini bir solukta içmemelidir.Her zaman suyu yavaş yavaş veya süzerek içmelidir. Ayrıca üç nefeste içmelidir.[23]

-Topluluk içinde su dağıtılıyorsa önce büyüklerden başlamalıdır.[24]
- Yiyecek ve içecek kapları, kapaklı veya kapalı olmalıdır.[25]
- Nehirden, havuzdan eğilip, ağızla içmemelidir.[26]
- İçi görünmeyen ibrik, testi gibi kapların ağzından içmemelidir. Bardağa koyup içmelidir.[27]
- Müslüman’ın bardak veya kabında kalan su pis değil, aksine berekettir. Onun için artan su atılmamalıdır.

- Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte birinin hava payı, yani boş olması, en aşağı derecedir. En iyi derece, az yemek ve az uyumaktır.-

- Suyu sağ elle içmelidir. İçeceği suya bakıp, sonra içmelidir.[28]

- Nefesi suya değil, bardağın dışına vermeli, nefes verirken, bardağı ağızdan çekmelidir.[29]

- Resulullah efendimiz, serin şerbet içmesini severdi.[30]“Ayakta içmeyiniz!” buyururdu.[31] (Zemzem suyu ile abdest aldıktan sonra kalan su ayakta içilebilir).[32]

-Kaynar su veya yemeği soluyarak içmemeli. Soğutup, sonra yemeli veya içmelidir.

 

Burada sayılan âdaba riayet etmek güzeldir, sevap da kazandırır. Ancak mazeretli veya mazeretsiz terki durumda mekruh olmaz.

Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dini hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır. Hatta bir ülkenin âdeti zamanla değişir. Bununla beraber, âdete bağlı şeylerde de, zevaid sünnetlerde de [bir mazeret yoksa] Resulullah efendimize tâbi olmak, dünya ve ahirette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar. [33]
Âdetlerle ilgili sünnetlere elden geldiği kadar uymak faziletlidir. Fakat unutkanlık veya tembellikle yapamazsa mekruh olmaz. Mesela solak kimsenin sol el ile iş yapması da mekruh değildir.

Sünnet-i zevaid:
Resulullah efendimizin, ibadet olarak değil de âdet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh değildir. Peygamber efendimizin giyiniş şekli, giyinmesi, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması gibi. Sağ el ile yiyip içmek, suyu oturarak içmek gibi şeyler de sünnet-i zevaiddir.[34]





[1] Çelikkol, Yaşır, Hz. Peygamber Döneminde Medine’de Su Kaynakları, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl, 2004, c. III, 7.

[2]Buharî, Vudû’, 68; (Durgun suya abdest bozmayın”. Müslim Taharet, 97; (Cünüp olanın durgun suda yıkanmamasına dair emri).

[3]Furkan, 25/48.

[4]Enfal, 8/11.

[5]Tevbe, 9/108.

[6]Nisa, 4/43.

[7]Enbiya, 21/30.

[8]Nur, 24/45.

[9]Vakıa, 56/68-70.

[10]Rum, 30/41.

[11]Sakallı, Talat, Bilinç Kirlenmesi veya Çevre Kirlenmesi, Ulsr. Çevre ve Din Sempozyumu, I. 185 vd. İstanbul, 2008.

[12]Eren, Mehmet, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Su Kaynaklarını Korumaya Verilen Önem, Uls. Çevre ve Din Sempozyumu, I. 248-250, İstanbul, 2008.

[13]Sakallı, Talat, Hadislerde İsraf ve Tasarruf, SDÜ İlahiyat Fak. D. S. 69-85, Isparta, 1994; Sakallı, Bilinç Kirlenmesi veya Çevre Kirliliğinin Zihnî Temelindeki Aşınma, U. Çevre ve Din Sempz., I. 185 vd. İstanbul, 2008.

[14]Muvatta’, Zekât, 33; Buharî, Zekât, 55.

[15]Muvatta’, Sıfatü’n-Nebî, 23; Buharî, Müsâkât, 9.

[16]Nesâî, Vasâyâ, 9.

[17]İbn Mâce, Mukaddime, 20.

[18]Tirmizi, Eşribe,13

[19]Ebu Davud,Et’ime,16

[20]Tirmizi,Eşribe,13

[21]Müslim,Eşribe,106

[22]Müslim,Eşribe,113

[23]Tirmizi,Eşribe,13

[24]Buhari,Eşribe,19

[25]Buhari,Eşribe,22

[26]Buhari,Eşribe,14

[27]Nesai,Eşribe,58

[28]Müslim,Eşribe,106

[29]Buhari,Eşribe,25

[30]Tirmizi,Eşribe,21

[31]Tirmizi,Eşribe,11

[32]Tirmizi,Eşribe,12

[33]Mektubat-ı Rabbani II.55; Reddü’l- Muhtar’dan naklen, dinimizislam.com.

[34]Sakallı, Talat, Hüdâî Sünnet- Zevâid Sünnet Ayırımı, Hadisin Dünü Bugünü Geleceği Sempozyumu, s. 39-57, Samsun, 1993.