ORGANİK TARIMSAL ÜRETİM, ÜRÜN PAZARI VE FİYATLANDIRMA *

İbrahim SABUNCU

 

Harran Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Şanlıurfa

Saf Organik Gıda Ltd. Şti. (www.saforganic.com.tr), Şanlıurfa

E-posta: isabuncu63@gmail.com

ÖZET

Organik üretim, insanlara sağlıklı ve faydalı ürünleri, doğanın ve çevreye zarar vermeden üretme yöntemidir. Bu nedenle organik tarımın yaygınlaşması ve pazar payının gelişmesi hem insan sağlığına hem de çevresel koşullara olumlu etkisi nedenleriyle dünyanın daha yaşanabilir bir yer olmasına katkı sağlayacaktır.

Organik üretimin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engel, organik ürün fiyatlarının çok yüksek olmasıdır. Öyleyse organik ürün fiyatlarını düşürerek organik ürünlere olan talebi arttırılabilir ve dolayısıyla organik tarımı yaygınlaştırmak mümkün olacaktır. Bu çalışmada organik ürün fiyatlarının nasıl düşürülebileceği ve organik üretimin nasıl geliştirileceği konuları, piyasadan elde edilen örneklerle araştırılmıştır. 

Öncelikle organik üretimin ne olduğu, ne olmadığı, helal kavramı ile ilişkisi ve tarihsel gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölümde organik ürün pazarı ve gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Ardından organik ürün fiyatlarının yüksek olmasının nedenleri ve Türkiye’de organik ürün fiyatlarının Avrupa’ya göre daha yüksek olmasının ek nedenleri ortaya konmuştur. Bir sonraki konuda organik ürün talep eden insanların organik ürünlere daha fazla ödeme yapma gerekçeleri anlatılmıştır. Beşinci bölümde organik hammadde ve işlenmiş ürünlerin ortalama maliyetleri ve konvansiyonel ürünlerden farkları yapılan piyasa araştırmaları ile tespit edilmiştir. Altıncı bölümde organik ürünlerin uygun fiyatlı olabileceği, yapılan piyasa araştırmalarının sonuçlarıyla ispatlanmıştır. Son olarak organik üretimin gelişimi için önerilerde bulunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Organik Üretim, Tarım, Pazar, Fiyatlandırma

1.    Giriş

Organik tarım, dil farklılıkları nedeniyle farklı ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Örneğin, İngiltere’de organik (organic), Almanya’da ekolojik (ökologish) ve Fransa’da biyolojik (bioloque) kelimeleri kullanılmaktadır. Ancak organik tarımla ilgili Avrupa Birliği organik tarım yönetmeliğinde de (2092/91 sayılı Konsey Tüzüğü) açıkça belirtildiği gibi bunlar birbirleriyle eşanlamlıdır (1).

“Organik tarım; toprak, ekosistem ve insan sağlığını sürdüren bir üretim sistemidir. Sistem, olumsuz etkisi olan girdilerin kullanımı yerine; ekolojik süreçler, biyolojik çeşitlilik ve yerel koşullara uyum sağlamış döngülere dayanır. Organik tarım, içinde bulunduğumuz çevreye fayda sağlamak, adil ilişkiyi ve tüm ilgili taraflar için iyi bir yaşam kalitesini yaygınlaştırmak adına gelenek, yenilikler ve bilimi bir araya getirir” (1), (2).

Yukarıda bahsedilen özelliklerinden dolayı sağlığına önem veren ve organik ürünleri daha sağlıklı gören tüketici kitlesi organik ürünleri tercih etmektedir. Tipik bir organik gıda tüketicisi, 30 – 40 yaşlarında, çocuk sahibi, orta-üst gelir grubuna mensup ve bayan olarak tanımlanmaktadır. Bu tüketici gurubu genelde üniversite mezunu olup, çocuklarının sağlığı hakkında kaygı duymaktadır. Tüketiciler organik ürünleri satın alırken, organik ürünlerin çevreye yararlarından ziyade kendi sağlık durumlarını dikkate almaktadırlar (3).

Organik gıda ürünlerinin konvansiyonel (organik olmayan) ürünlerle karşılaştırıldığında pazar payları çok küçüktür. Fakat büyük üretici ve süpermarketlerin bu sektöre eğilmeleriyle önümüzdeki yıllarda pazar payının artacağı ve fiyatların da bu gelişmeye paralel olarak düşeceği de düşünülmektedir. Bu günkü durum itibariyle organik ürünler, konvansiyonel (organik olmayan) ürünlerden %30-50 daha pahalıdır (3). İç pazarın küçüklüğü nedeniyle Türkiye’de üretilen organik ürünlerin %85’i ihraç edilmektedir (1).

1.1.  Organik Üretim Ne Değildir?

Halkın bir kısmı ve hatta organik üretime yeni başlayan üreticiler arasında bile yaygın olan, organik üretimde hiçbir modern üretim yöntemi kullanılmadan ortaçağ usulü ile üretimin yapılması gerektiğine dair yanlış bir bilgi vardır. Halbuki organik üretimde konvansiyonel (organik olmayan) üretimden çok daha modern üretim teknikleri kullanılır/kullanılmalıdır böylece organik üretimin verimliliği konvansiyonel ürün verimliliğine yakın veya eşit olabilmektedir. Burada modernlikle kast edilen, en modern tarım makinalarının kullanılması ile mekanik mücadele, ve en son araştırmalar sonucu bulunan içeriği tamamen organik maddelerden oluşan ve zararlılara karşı kullanılan maddeler kast edilmektedir. Örneğin organik tarımda, ürünün ekimi/dikimi mümkünse hasadı makinelerle yapılmalı, en modern sulama sistemleri, GPS’li makinelerle mükemmel sıra düzeni sağlanmalı, yabancı ot mücadelesi çapalama makineleri ile yapılmalıdır. Bazen yabancı otlar için sirkeli su gibi doğal maddeler de kullanılabilmektedir. Hayvansal gübre, bitki artıkları veya yosundan gibi maddelerden elde edilen gübrelerle bitkiler gübrelenmelidir. Zararlı böceklerle, kekik yağı, arap sabunu gibi doğal maddelerden veya etçil böcekler, fenomon tuzakları gibi yöntemlerden faydalanılarak mücadele edilebilmektedir. Kısacası organik tarım en modern tarımsal metotların kullanıldığı fakat kimyasal ve zararlı maddelerin kullanılmadığı bir tarım yöntemidir. Organik üretimde izin verilen maddelerin detayları için, Organik Tarımın Esasları Ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ve ekleri incelenebilir:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/08/20100818-4.htm

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/08/20100818-4-1.doc

1.2.  Organik Tarımsal Üretimin Tarihsel Gelişimi

Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur (4).

Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını

süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı ABD'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir (4).

Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir (4).

1.3.  Organik Tarımsal Üretim Nasıl Yapılır?

Organik gıda üretiminin en zor basamağı tarımsal üretimdir. Bu nedenle organik gıda imalatı ve dağıtımı yapan büyük firmalar genelde sözleşmeli üretimle çiftçilere istediği ürünleri ürettirmektedir. Tabi gerekli bilginin çiftçiye verilmesi ve ürünlerin kontrolü yine kendi ziraat ve gıda mühendislerinin sorumluluğundadır.

Organik tarımın zorluğu biraz sabır ve epeyi bir bilgi gerektirmesindir. Öncelikle organik sertifika başvurusunda bulunmak gerekir. Pazarlarda ürününe organik diyenler çoktur ama sertifikasız ürünü güven olmaz, resmi olarak da sertifikasız organik ürün satılamaz. Bunun için bir sertifika firması ile anlaşılıp gerekli pek çok evrak doldurulduktan ve şirketin büyüklüğüne ve faaliyetlerinin çeşitliliği ve yoğunluğuna göre yıllık 1000 Euro’dan başlayarak yukarıya doğru artan bir meblağı ödemek gerekir. Sertifika kuruluşu seçimi önemlidir, nitekim sertifikalı ürünlerin dahi bir kısmına pek güven olmaz, sertifikanın hangi kuruluş tarafından verildiğine bakılmalıdır, piyasada genel de belli başlı birkaç sertifika kuruluşuna güvenilir, diğerlerinin sertifikasına ise maalesef pek güvenilmez.

Sertifika başvurusu kabulünden sonra organiğe geçiş sürecinde sabır gerekir. Nitekim daha önce konvansiyonel tarım yapılan bir arazi de yetiştirilen ürünün organik kabul edilebilmesi için bu arazinin kimyasal kirlilik durumuna göre 1 ila 3 yıl arası beklemesi gerekmektedir. Bu 3 yıllık süreçte üretilen ürünler organiğe geçiş ürünleri, 3 yıldan sonraki ürünler ise organik olarak kabul edilmektedir.

Sertifikasyon sürecinden geçtikten sonra, üretim aşamasındaki zorluk herhangi bir kimyasal ilaç ve gübre kullanılamamasıdır. Burada en büyük sorun genel de yabancı ot kontrolünde olur. Nitekim konvansiyonel tarımda yabancı otlar basit bir ilaçla yok edilirken organik tarımda çapalama makineleri veya elle çapalayarak, malç kullanarak v.b. mekanik yöntemlerle yabancı otla mücadele yapılır. Bu mücadele yöntemi yüksek maliyetlidir. Fakat yapılmazsa ürün verimini çok ciddi orada düşeceğinden yapılması zorunludur.

Zararlı böcekler ise yabancı ot kadar olmasa da bir sorundur. Bunlara mücadele için geliştirilen organik bazı ilaçlar vardır, bu ilaçlar kekik yağı gibi bazı böcek türlerini öldürme etkisine sahip organik maddeler içerir kimyasal içermezler. Gübre konusunda ise çok çeşitli organik gübre vardır, fakat hangi gübrenin gerçekten organik olduğuna dikkat etmek gerekir.  

Organik tarım yapılan bir arazinin çevresinde (belirli bir mesafeye kadar) kimyasal (konvansiyonel) tarım yapılmamalıdır, oto yoldan belirli bir mesafeden uzak olmalıdır gibi şartları da vardır. Bunlara da dikkat etmek gerekir.

Bütün zorluklarına rağmen organik bir tarım ürünü fiyat yönünden çok daha avantajlı olarak pazarlanabilmektedir. Fakat ürünlerini kendi perakende satabilen çiftçiler elbette çok daha fazla kar elde edebilmektedir. Yüksek miktarda üretim yapılıyorsa çiftçinin kendi organik ürününü organik gıda üretimi yapan üreticilere doğrudan satmaya çalışması ve bu tür yurtiçi veya yurtdışındaki üreticilere sözleşmeli olarak üretim yapması daha uygun olacaktır.

1.4.  Organik Gıda Nedir?

Organik üretimin en zor aşaması yukarıda da belirtildiği gibi organik tarımsal veya hayvansal üretimdir.  Tarımsal veya hayvansal üretimden elde edilen hammaddelerin işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi ise son derece basit ve doğal kabul edilen konvansiyonel gıda ürünlerinin üretimi ile çok benzer süreçlerden oluşur. Öncelikle, konvansiyonel gıda üretimi için kullanılan tesisler, organik üretim için de kullanılabilir. Mesela, konvansiyonel zeytinyağı üreten bir tesis, organik zeytin alıp, tesisinde hiçbir katkı maddesi kullanmadan işleyip organik zeytinyağı üretebilir. Ayrı tesise ihtiyacı yoktur. Tek önemli fark, konvansiyonel de izin verilen bazı kimyasal katkı maddelerine organik üretimde izin verilmez. Ayrıca, bir önceki üretimden kalan maddelerden bulaşma olmasın diye organik ürün işlenmeden önce tüm üretim hattının çok iyi şekilde temizlenmesi gerekir. Organik gıda maddelerinde kullanımına izin verilen maddelerin listesi, Organik Tarımın Esasları Ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin Ekinde (Ek-8) bulunmaktadır:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/08/20100818-4-1.doc

Yukarıda bahsedilen nedenlerle, organik hammaddelerin işlenmelerinin maliyetleri neredeyse aynıdır.  Konvansiyonel ve Organik gıda ürünlerinin maliyetleri arasındaki fark hammaddenin maliyetinin farkından ve aşağıda daha detaylı olarak anlatılacak üretim miktarından dolayı kaynaklanan farklardan oluşmaktadır.

1.5.  Organik Ve Helal Kavramları

Organik ve helal kavramları farklıdır. Organik/Bio/Ekolojik ile kast edilen üretim sürecinde hiç bir kimyasal ilaç, gübre v.b. madde kullanılmayan, ürünü, çevreyi, toprağı, suyu zehirlemeden yapılan tarımsal/hayvansal ve sonrasında gıda üretimidir. Genel olarak bir üründe hiç bir ilaç kalıntısı yoksa ve bir sertifika kuruluşu tarafından üretim süreci kontrol edilerek sertifikalandırılmış ise organik kabul edilir. Nitekim organik şarap ve domut eti de var. Ama helal değiller. Benzer şekilde kimyasal gübre ve yabancı ot ilaçları kullanılarak yetiştirilmiş buğday (şuan ki buğdayların neredeyse tamamı %99’undan fazlası) muhtemelen helaldir ama organik değil. Eğer şu anki klasik tarımla (biz konvansiyonel tarım diyoruz) yani ilaç ve kimyasal gübre kullanılarak üretilen ürünler helal değilse hiç birimiz helal beslenmiyoruz demektir. Kısaca her organik ürün helal değildir, her helal ürün de organik değildir. Hem helal hem organik ürünler en idealidir çünkü böyle bir ürün, sadece helal ve organik değil, aynı zamanda sağlıklıdır. Peki, helal olup organik olmayan ürünler sağlıksız mıdır? Bu sorunun yanıtı bu makalenin konusunun dışındadır.

1.6.  Bir ürünün organik olduğunu nasıl anlarım?

Bir ürünün organik olduğunu bakarak, keserek, koklayarak, dokunarak, tadına bakarak veya ezerek yani fiziksel yöntemlerle anlamak mümkün olmaz. Ürünü, pestisit analizine göndermek ve kalıntısız bir sonuç almak da yeterli değil. Bir ürünün organik olduğunu sadece etiketine ve sertifikasına bakarak anlayabiliriz. Ürün paketlenmişse organik ürün olduğu etiketinden ve etikette bulunması gereken bilgilerden anlaşılabilir. Ürün etiketinde, organik ifadesi, Tarım bakanlığının mavi yeşil organik tarım logosu, ürün sertifikalandıran kuruluşun adı ve üretici firmanın sertifika numarası bilgileri yer almalıdır. Eğer dökme (pazarlarda kiloyla) satılan bir ürün alıyorsanız, üreticinin müteşebbis sertifikasına ve ürün sertifikasına bakarak organik olup olmadığını anlamak mümkün. Manav gibi bir satıcıdan alınıyorsa ürün sertifikası dışında faturası da sorulmalı, sertifikadaki ürünlerle satılan ürün karşılaştırılmalı, fatura tarihi kontrol edilmelidir. Sertifikasız ürünlerin organik, biyolojik, ekolojik ifadesiyle piyasa sürülmesi kanunen yasaktır (5)

2.    Organik Ürün Pazarının Durumu

Organik tarım Dünya’da son yıllarda hızlı bir gelişme göstermektedir. 2010 yılı verilerine göre Dünya tarım alanlarının %0,9 luk kısmı organiktir. Organik tarım alanları içerisinde Avustralya kıtası 12,1 milyon hektar alanla başta gelmektedir. Bu kıtayı 10 milyon ha alan ile Avrupa ve 8,4 milyon ha alan ile Güney Amerika takip etmektedir. Alan bazında en fazla büyüme sağlanan ülkeler Fransa, Polonya ve İspanya’dır (4).

Dünya’da organik ürün pazarı hızla büyümektedir. En hızlı gelişme gösteren organik ürün pazarı, 2011 sonunda 62.9 Milyar dolara (45 Milyar Euro) ulaşarak, bir önceki yıla oranla %7 büyümüştür. Organik ürün pazarında en büyük payı 21 Milyar Euro ile Amerika,  ikinci olarak da 21.5 Milyar Euro ile Avrupa birliği almaktadır. Avrupa birliğinde sırasıyla Almanya ve Fransa en büyük iki pazarı oluşturmaktadır. Kişi başına düşen en büyük harcama tutarı ise yıllık 160 Euro ile İsviçre ve Danimarka’nındır (6).

Türkiye'de organik tarım yapılan alan toplam tarımsal alan içerisinde 2010 yılı verilerine göre % 1,58 seviyelerinde bir paya sahip bulunmaktadır. Ancak, dünyada ve özellikle Avrupa'da yaygınlaşan organik ürün tüketimindeki artıştan ülkemizin iyi bir pazar payı elde edebilme fırsatı bulunmaktadır. Başlangıçta 1985 yılında sadece 8 ürüne yönelik yapılan organik üretim günümüzde 225 ürün çeşidine ulaşmıştır. Türkiye, 54,9 Milyar $ lık dünya organik ürün pazarında 16 Milyon $’ lık bir paya sahiptir (4).

İhracat ürünlerimiz konvansiyonel ihraç ürünlerinde de başı çeken geleneksel ürünlerimiz olup, başta kuru üzüm, fındık ve fındık ürünleri, kayısı ve kayısı ürünleri, incir ve incir ürünleri meyve suları ve dondurulmuş meyveler ile pamuk ve tekstil ürünleri yer almaktadır. Bunları, tıbbi aromatik bitkiler ve bakliyat ürünleri takip etmektedir. İhracat yaptığımız ülke sayısı 2010 yılında 38 civarında olup, Avrupa Topluluğu ülkeleri en önemli ihracat yaptığımız ülkeler konumundadır. Avrupa Topluluğu ülkeleri dışında ABD, Elsalvador, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda diğer ihracat yaptığımız ülkeler arasında yer almaktadır. İhracat tutarımız 2010 yılında 15.879.571 $ olarak gerçekleşmiştir. Muhtelif reçel ve marmelatlar, buğday, mercimek, kahve çeşitleri, pamuk, soya ürünleri, ceviz, nohut, ayçiçeği yağı, yulaf ezmesi, balmumu, keten tohumu, kabak çekirdeği, çavdar unu, çikolata, arı sütü olmak üzere 2010 yılında 13 ülkeden organik ürün ithal edilmiştir (4).

3.    Organik ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasının nedenleri

Organik tarım, hayvancılık ve gıda ürünlerinin düşük olan Pazar payları her geçen gün daha da büyümektedir. Fakat halen istenilen boyutta değildir. Bunun en önemli nedeni ise organik ürünlerin fiyatlarının yüksek oluşudur. Peki organik ürünlerin fiyatları neden yüksektir? Birleşmiş milletler gıda ve tarım organizasyonu FAO, organik ürün fiyatlarının konvansiyonel ürünlere göre yüksek olmasının nedenlerini şu şekilde sıralamıştır (7):

·      Organik ürün arzı talebe göre düşüktür

·      Organik üründeki yüksek işçilik maliyetleri ve küçük müteşebbislerin faaliyet gösterdiği bir alan olması nedeniyle, ölçek ekonomisinin kullanılamaması nedenleriyle organik ürün maliyetinin yüksek olması

·      Konvansiyonele göre düşük miktarlar da üretilen organik ürünlerin hasat sonrası nakliye ürün işleme gibi işlemlerinin birim başına düşen maliyetlerinin yükse olması

·      Yine göreceli olarak düşük miktarlarda olan organik ürünlerin pazarlama ve dağıtım maliyetlerinin birim başına yükse olması

Yukarıdaki gerekçelerden hareketle, aslına organik ürünlerinin fiyatlarının yüksek olmasının iki temel nedeni görülmektedir, az miktarda üretim ve girdi maliyetlerinin yüksek olması.

Az miktarda üretim, arzın talepten az olması nedeniyle arz talep dengesinin yüksek bir fiyat düzeyinde gerçekleşmesine neden olmaktadır. Başka bir deyişle satıcılar daha yüksek kar marjlarıyla ürünlerini pazarlayabilmektedirler. İlerleyen bölümlerde verilen örneklerde gerçekten de organik ürünlerin perakende fiyatlarındaki kar marjının konvansiyonellere göre çok daha yüksek olduğu görülmektedir.

Az miktarda üretimin fiyata diğer etkisi ise, biri başına düşen sabit maliyetlerin yükselmesine ve dolayısıyla birim başına düşen pazarlama, dağıtım, nakliye gibi hasat sonrası ve yüksek hammadde maliyeti gibi hasat öncesi maliyetlerin yükselmesine neden olmaktadır. Hammadde gibi değişken maliyetlerin yüksek miktarlarda (ölçek ekonomisi) birim başına düştüğü bilinmektedir. Dolayısıyla az miktar gerek kar marjının yüksek olmasına gerek birim toplam maliyetin yüksek olmasına neden olup fiyatın da konvansiyonele göre yüksek olmasına sebep olmaktadır. Öyleyse üretilen organik ürün miktarını arttırarak organik ürün fiyatlarının düşürülebileceği aşikârdır.

Ürün miktarından bağımsız olarak organik ürün fiyatının yüksek olmasına neden olan diğer faktör ise girdi maliyetlerinin konvansiyonele göre yüksek olmasıdır. Konvansiyonelde yabancı otla mücadele ilaçla rahatlıkla yapılabilirken, organik ürünlerde elle veya mekanik yöntemlerle (çapalama makineleri v.b.) yapılabilir. Mekanik yöntemlerin uygulanabilmesi için arazinin büyük olması gerekir fakat yukarıda da belirtildiği gibi organik üreticiler genel de küçük işletmelerdir bu nedenle yabancı otla mücadele genelde elle yapılır ki bu da maliyeti yükseltir. Zararlı böcekle mücadele konvansiyonelde yine ilaçla yapılırken organikte kekik yağı, sirke, fenomon tuzakları, etçil böcekler gibi daha maliyetli yöntemlerle yapılabilir. Verimlilik artışı için konvansiyonel tarımda kullanılan kimyasal gübreler yerine ise organikte hayvansal veya bitkisel gübre kullanımı yine organik tarımsal ürünlerin maliyetini arttıran faktörlerdir. Tarımsal üretimde belirtilen bu nedenlerle organik üretim maliyeti yüksek olsa da tarımsal üretim sonrası aşamalarda ürünü işleme (öğütme, yağını çıkarma v.b.) konvansiyonelle aynı olmaktadır, dolayısıyla aynı miktardaki organik tarım ürünüyle konvansiyonelinin işlenmesi eşit olacaktır.

3.1.  Türkiye’de organik ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasının nedenleri

Türkiye’de organik ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasının yukarıdaki nedenlere ek olarak başka ek nedenleri de vardır. Bu nedenle Avrupa’da organik ürünler konvansiyonel ürün arasındaki fiyat farkı %30 civarındayken, Türkiye’de bu fark oranı %70 civarlarındadır. Bu kısımda Türkiye’de ki organik ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasının nedenleri Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği ( ORGÜDER)’in yaptığı çalışmadan alıntılar yapılarak verilmiştir (8).

Organik ürünler pazarındaki fiyat probleminin en büyük nedeni olarak uygulanan dağıtım politikaları gösterilebilir. Türkiye’de organik ürünlerden elde edilen cironun % 65’i marketlerde, % 35’e yakın kısmı ise sadece organik ürünler satan özel mağazalarda gerçekleştirilmektedir. Böyle bir dağıtım ilk bakışta yeni gelişen, bir organik ürün pazarı için iyi gibi görülebilir. Ancak her iki dağıtım kanalında da,  dağıtım kanalının kendisinden,  pazarlama faaliyetlerini sürdüren ana firmadan ve devlet tarafından uygulanmakta olan politikalardan kaynaklanan ve düzeltilmesi gereken problemler vardır (8).    

Organik tarım ürünleri yönetmeliğince getirilmiş olan ve Avrupa Birliğine üye ülkeler ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde olmayan organik tarımsal ürünlerin diğer ürünlerden ayrı bir reyonda satılmasını mecburi kılan uygulama dolayısıyla; organik tarımsal ürünlerin market içerisinde aldığı reyon payları sınırlı kalmaktadır. Bu uygulamanın ortaya çıkardığı bir başka sorun ise normal ürün alan bir tüketicinin organik ürünü aynı rafta göremediği için organik ürün ile normal ürün arasında bir kıyaslama yapamaması ve çoğu zaman aldığı ürünün organik bir çeşidinin var olduğundan bile haberi olmadan alışverişini bitirmesidir (8).

Ulusal perakende zincirine verilen ürünler, perakendecinin tüm şubelerinde hedef olarak seçilen müşteri kitlesi dikkate alınmadan dağıtılmaktadır. Bu uygulama; ürünlerin iade oranlarının yükselmesine neden olmaktadır. çok noktada müşteriye ulaşılması, ürünleri tanıtmak için yapılması gereken tanıtım faaliyetlerinin maliyetlerini de arttırmaktadır. Bu uygulamanın bir başka sonucu ise,  pazarlamacı firma ürünlerinin reyon düzenlerini devamlı olarak kontrol altında tutamaması ve müşteriye ürünlerin cezbedici şekilde sunulamaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Tüm bu uygulamalar ürün fiyatlarını gereksiz olarak arttırmaktadır (8).

Ülkemizde organik ürünler pazarının henüz çok yeni olmasından dolayı ulusal perakendeciler konunun detaylarına çoğu zaman vakıf olamamaktadırlar. Örneğin,   organik yaş meyve ve sebze üreticilerinden normal ürün üreticilerine uyguladıkları  % 30’lara varan zayi oranlarını istemektedirler. Organik ürün üreticilerinin, bu derece yüksek zayi oranlarıyla çalışmaları olanaksızlaşmaktadır. Ancak, perakendeciler bu oranlardan ürünlerin kendilerine paketlenmiş olarak teslim edilmesi şartı ile vazgeçmektedirler. Pazara sunulan ürün yepyeni bir ürün olması sebebiyle üreticiler her zaman bu tip sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Organik ürünlerin pazarlamasını yapan kişi veya kuruluş bu tip problemleri aşabilmek için her zaman ürün hakkında tam ve kapsamlı şekilde bilgi sahibi olmalıdır (8).

Organik tarım ürünleri dünyada olduğu gibi Türkiye pazarında da özel satış mağazaları aracılığı ile yaygınlaşmaya başlamıştır. Tamamına yakını İstanbul’da bulunan bu özel satış mağazaları genelde A ve B sınıfı tüketici gruplarının yoğun olarak bulunduğu semtlerde faaliyet göstermektedirler. Yer seçimleri genel olarak doğru olmasına karşın bu mağazalarda çalışan personelin hem organik ürünler hakkında hem de satış konusunda genel olarak yeterli düzeyde bir bilgi birikimine sahip değildirler (8).

Türkiye pazarında bir başka büyük sorun,  tüketicinin organik ürünü henüz yeterince  tanımıyor olmasıdır. Tüketicinin organik ürünü ne derecede tanıdığını yapılan pazar araştırmaları açıkça göstermektedir. Durumun böyle olduğu üretici ve pazarlamacı firmalar tarafından da kabul edilmekte ancak durumu değiştirmeye yönelik herhangi bir faaliyette bulunulmamaktadır. Pazarda faaliyet gösteren firma temsilcilerinin düşünceleri firmalarının henüz bu tür tanıtım ve bilgilendirme  maliyetlerini kaldıramayacağı yönündedir. Tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de devlet tarafından yapılmasının gerektiğini düşünen sektör temsilcileri dahi vardır. Esasen tutundurma konusunda devlet üzerine düşenin bir kısmını; yasal düzenlemeler ve çiftçilere kullandırdığı indirimli kredi olanakları ile  yerine getirmiş durumdadır. Devlet ayrıca ulusal radyo ve televizyon kanallarına  ayda en az 30 dakikalık organik ürünler ile ilgili toplumu bilgilendirici ve eğitici yönde program yapma zorunluluğu getirmiştir. Ancak bu programların yapılmasını  ulusal televizyon ve radyo kanallarına bırakmıştır. üretici örgütleri tarafından böyle bir olanak kullanılmalı ve toplumu yeterli düzeyde bilgilendirici programların yapılması sağlanmalıdır (8).

Diğer yandan dağıtım kanalında uygulanan yaygın dağıtım politikası sonucunda, tutundurma faaliyetleri için gerekli  kaynak ihtiyacı da artmaktadır. Pazarın ve faaliyet gösteren firmaların yeni olması bu yüksek maliyetlerin karşılanamamasına  sebep olmaktadır.  Bu durum tutundurma faaliyetlerinin minimum düzeyde kalmasına neden olmaktadır. Buna karşın organik ürünlere misliyle fazla para ödediğini düşünen tüketici ise ürünün tadına bakmak ve ürünün diğer normal ürünlerden farkını detaylı bir şekilde bilmek istemektedir. Organik ürün ile diğer 1. kalite gıda ürünleri arasındaki farkı tam olarak anlayamayan tüketici her zaman doğal, saf, hormonsuz gibi ibareler içeren ürünlere kayabilmektedir. Bu durum mevcut organik ürünlerin satılmamasına ve organik ürün fiyatlarının daha da artmasına neden olmaktadır (8).

4.    Organik ürüne insanlar neden daha fazla ödeme yapıyorlar

Önceki konularda organik ürün fiyatlarının konvansiyonele göre yüksek olduğundan bahsedilmişti. Peki, insanlar yüksek fiyatlarına rağmen organik ürünlere neden daha fazla ödeme yapıyorlar? Neden organik gıda pazarı hızla gelişiyor? Neden halen organik gıda pazarında talep arzdan fazla? Bu konular pek çok bilimsel anket çalışmalarıyla araştırılmış ve farklı ülkelerdeki insanların neden organik ürünleri tercih ettikleri ve organik ürünlere daha fazla ödeme yaptıkları tespit edilmiştir.

Yunanistan’da organik zeytinyağına olan talep ve bu talebi etkileyen faktörlerle ilgili çalışmalar yapılmıştır.  Bu tip bir çalışmaya göre, Yunanistan’da gelir düzeyi yüksek, geniş aileye sahip, ileri yaşta, gıda güvenliği ve çevre sorunlarına karşı duyarlı kişilerin organik zeytinyağını tercih ettiklerini, fakat gençlerin ve gelir düzeyi yüksek kişilerin organik zeytinyağına karşı yüksek fiyattan dolayı ilgisiz olduğunu ve organik zeytinyağının lüks ürün olarak kabul edildiğini göstermiştir (9).

Organik zeytinyağı üzerine Hollanda’da yapılan başka bir çalışmada ise organik üretim konseptini destekleyen ve organik zeytinyağını daha kaliteli kabul eden Hollandalı tüketicilerin, organik zeytinyağına konvansiyonele göre daha fazla ödemeye razı olduklarını tespit etmiştir. Organik zeytinyağını tercih etmeyenlerin gerekçelerinin ise büyük çoğunluğunun yüksek fiyat, bununla birlikte organik üretim ve ürünler hakkında bilgi eksikliği olduğunu ortaya koymuştur.  Ayrıca bu çalışma da Yunanistan’daki çalışmadan farklı olarak çevreci olmanın organik zeytinyağı talebi ile ilişkili olmadığı sonucu çıkmıştır (10).

Japonların organik ürünlere olan ilgisi üzerine de çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar Japon halkının organik ürünlere konvansiyonel ürünlerden daha fazla ödemeye hazır olduklarını göstermiştir. Bunun nedenleri ise organik ürünlerin konvansiyonellere göre daha güvenli, sağlıklı, çevre dostu, ve lezzetli kabul edilmesidir. Ayrıca organik ürünlerin üretim esnasında çevreye zarar vermeyen ve süt gibi hayvansal üretimlerde kullanılan hayvanların daha sağlıklı ve rahat ortamlarda yaşaması Japon halkının organik ürünlere ilgisini arttırmıştır. Öyle ki organik süt ürünlerinin fiyatı (381 Yen/Litre) konvansiyonelin (150 Yen/LT) iki katından fazla ücret ödeyebilmektedirler (11) .

Yukarıdaki çalışmaların karşılaştırılması sonucu, Avrupa’da ki tüketicilere göre Japon tüketicilerinin sağlık ve çevre sorunlarına karşı daha duyarlı olmaları nedenleriyle organik ürünlere olan ilgilerinin daha fazla olduğu ve bu nedenle organik ürüne daha fazla ödemeye razı olduklarını göstermektedir. Bunun sonucu olarak bilgi ve kültür düzeyi, sağlığa verilen önem gibi unsuların ülkeden ülkeye değişmesi sonucu organik ürüne olan ilgi ve organik ürün müşterilerinin taleplerinin fiyat esnekliği ülkeden ülkeye değişmekte olduğu söylenebilir. 

5.    Organik hammadde ve işlenmiş ürün maliyetleri

Yukarıdaki araştırmalar sonucu organik ürünlerinin fiyatlarının yüksek olduğu ve tüketicilerin büyük çoğunluğunun bu fiyatların yüksekliğinden dolayı organiği tercih etmediği tespit edilmiştir. Peki organik ürünlerin fiyatları gerçekten çok mu yüksek?

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (Orgüder)’in yaptığı araştırmaya göre organik tarımsal ürünlerin fiyatları belirlenirken 1. kalite gıda ürünlerine göre ortalama olarak % 30 oranında bir ekstra fiyat uygulaması uygulanmaktadır. Avrupa’da da fiyatların genelde normal ürünlere göre %30 -%35, fakat ülkemizde bu oranların %40 ile %70 arasında daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Ürünleri üretenlere organik tarımsal üretim yaptıkları için sertifika maliyetleri dışında normal (konvansiyonel) ürüne göre ekstra olarak  %10 ile % 25 civarında fazla ödeme yapıldığı düşünülmektedir (8).

Bu verilerden hareketle organik ürünlerin girdi maliyetlerinin yüksekliği ve düşük miktarlarda üretiminden kaynaklanan nedenlerden dolayı üretim maliyetleri konvansiyonel üründen ortalama olarak sadece %17,5 fazladır. Üretim miktarları arttırılarak bu oran ortalama olarak %10’un altına düşürülebilir. Öte yandan Avrupa için fiyatlar ortalama %32,5 fazladır. Maliyet artışından iki kat daha fazla fiyat artışının gerçekleşmesi ise talebin arzdan yüksek olmasından kaynaklanan yüksek kar marjıdır. Yani organik ürün fiyatlarının yüksek olmasının en önemli nedeni maliyet değil yüksek kar marjıdır.

Hem organik hem konvansiyonel ürün üreten firmalardan değişik dönemlerde satın alma amaçlı olarak aldığım fiyat teklifleriyle aşağıdaki toptan satış fiyat tablosunu oluşturdum. Fiyatların çoğunu aldığım bakliyat firması isminin açıklanmasını istemedi. Bu bakliyat firmasından bu çalışma için güncel fiyatlar da istemiştim fakat gönderdiği güncel fiyatlardaki konvansiyonel ile organik arasındaki farklar %90’ların üzerindeydi. Bu nedenle bu fiyatların kasıtlı ve yanlı olabileceği endişesiyle güncel fiyatları kullanmadım. Nitekim, daha önceden elde ettiğim fiyat tekliflerindeki fiyat farkları yukarda bahsedilen ORGÜDER’in yaptığı çalışmalarla da tutarlılık göstermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Toptan Hammadde Olarak Satış Fiyatları TL/KG

 

Konvansiyonel

Organik

Fiyat Farkı

Ambalaj

Nohut 7mm

1,18 TL

1,66 TL

41%

25 KG Çuval

Nohut 8mm

1,36 TL

1,98 TL

45%

25 KG Çuval

Nohut 9mm

1,50 TL

2,14 TL

43%

25 KG Çuval

Kavrulmuş fıstık

17,59 TL

18,59 TL

6%

25 KG Çuval

Kahverengi Mercimek

2,14 TL

2,51 TL

17%

25 KG Çuval

Bulgur

0,94 TL

1,22 TL

30%

25 KG Çuval

Kırmızı mercimek

2,47 TL

2,84 TL

15%

25 KG Çuval

Kırmızı yaprak mercimek

2,44 TL

2,82 TL

15%

25 KG Çuval

Buğday

0,64 TL

0,70 TL

10%

25 KG Çuval

Fasulye

3,65 TL

4,75 TL

30%

25 KG Çuval

Susam

3,50 TL

5,25 TL

30%

25 KG Çuval

Zeytinyağı

4,75 TL

7,75 TL

30%

180 LT'lik Çelik Varil

Yukarıdaki tablodan da görüldüğü gibi organik ile konvansiyonel ürün fiyatları arasındaki fark hammadde olarak satılan büyük ambalajlı ürünlerde %30 civarlarındadır. Fakat perakende de bu oran özellikle ülkemizde çok çok yüksektir. Orgüder’in çalışmasına göre %70 civarında olan bu oranının, gerçekte çok daha fazla olabilmektedir. Aşağıda güncel olarak sanal bir marketteki yaptığım fiyat karşılaştırmaları bulunmaktadır, araştırma yaptığım sanal market: http://www.sanalmarket.com.tr ‘dir. Aynı tip ve miktardaki ambalajlarda olan kovansiyonel ve organik ürünlerin fiyatları verilmiştir:

Perakende Ürün Fiyatları Karşılaştırılması

Ürün Adı

Konvansiyonel

Organik

Fark

Tahin

                4,80 TL

  13,00 TL

171%

Mercimek

                3,40 TL

  10,25 TL

201%

Nohut

                6,35 TL

     9,95 TL

57%

Fasulye

                6,45 TL

  10,50 TL

63%

Bulgur

                2,55 TL

     4,60 TL

80%

Zeytinyağı

              11,90 TL

  21,90 TL

84%

6.    Organik ürünler uygun fiyatlı olabilir mi?

Organik ürünlerin tarladan çıkış fiyatının ve dahi işlenip büyük ambalajlara konulmuş haldeki fiyatlarının konvansiyonel üründen ortalama %30 daha fazla olduğu bilinmektedir. Fakat piyasada organik ürünlerin perakende fiyatı normallerin 3-5 katı fazladır. Peki perakende fiyatları neden bu kadar yüksektir ve perakende fiyatlarının da hammadde gibi %30 fazla olması mümkün olmaz mı?

Organik tahin üretimi ile ilgili geçen yıl yaptığım araştırma ile aslında organik ürün perakende fiyatlarının da konvansiyonellerden sadece %30 fazla olarak satılabileceğini göstermektedir. Danışmanlık yaptığım firmanın markasıyla organik tahin fason üretmeyi düşündük. Organik susam, kavanoz, kapak fiyatları, bir tesiste susamdan tahin yapılması, ve bu tahinin kavanozlara dolumu için gerekli işleme maliyetleri, tarım il izinleri, nakliyeler, organik sertifika kuruluşu Ecocert’in denetim masrafları araştırıldı. Sonuçta aşağıdaki fiyat analizi oluşturuldu:

Organik Tahin Maliyet Analizi

Susam Miktarı (KG)

5000

Çıkacak Tahin Miktarı (KG)

4000

330 CC Kavanoz Adedi

13333

Susam Bedeli

26.513 TL

İşleme maliyeti

3.068 TL

Dolum maliyeti

1.180 TL

Tarım İl İzin

250 TL

Ecocert Denetim

1.770 TL

Nakliye

1.000 TL

Altın Kapak + Kavanoz

6.136 TL

TOPLAM

39.916 TL

Birim Kavanoz Maliyeti

2,99 TL

Satış fiyatı

3,59 TL

Tablodan da görülebileceği gibi eğer yaklaşık onüç bin kavanoz ürettirirsek, 330cc cam kavanozda net 300 gr organik tahini 3,59 TL'den %20 kar marjı ile toptan olarak satabiliyorduk. Bu fiyatı organik ürün sektörünün bilinen markalarıyla ve bir mağaza zinciri ile görüştük. Marka sahibi firma yetkilisi bu fiyata 1000 kavanoz alabileceğini fakat 13000 kavanozu satamayacağını söyledi. Bu firmanın benzer organik ürünü 13 TL civarına satılmaktaydı. Mağaza zinciri ise toplu alım yapamayacağını artık hiç stok yapmadıklarını, ürünleri haftalık olarak tüm Türkiye’deki çeşitli depolarına dağıtmamızı ve dağıtım masrafını üstlenmemizi istedi. Dolayısıyla sektörün halen çok küçük olması ve büyük mağaza zincirlerinin organik üretim yapan firmaların (küçük firmalar) karşılayamayacağı zor talepleri olması nedeniyle 13000 kavanoz gibi konvansiyonel için çok düşük miktarda fakat organik için büyük olan miktarda üretim yapmak mümkün olmadı. Eğer bin veya iki bin kavanoz ürettirmek isteseydik, yüksek kapasiteli tahin fabrikaları yerine elle üretim yapan butik tesisleri tercih etmemiz gerekecekti bu durum da maliyet 7-8 TL/Kavanoza yükseliyordu. Bu örnek organik tahin gibi organik ürünlerin üretim miktarlarının arttırarak üretim maliyetlerinin yarıya kadar düşmesinin mümkün olduğunu göstermektedir. 

Diğer örnek organik nar ile ilgili. Organik pazarcılarla görüştüm; bir ayda ancak 1 ton organik nar satabileceklerini söylediler. Fiyatı da 5 TL/KG civarıydı. Ben bu pazarcılara 1 Ton organik narı 750 TL'den de (bahçede) verebileceğimi belirttim, fakat onlar yine 5 TL'den satacaklarını çünkü 1,5 TL/KG'dan satsalar da satış miktarı 2 tonu aşmaz diye düşünüyorlardı. Yani 1 Ton 5 TL’den 5000 TL hasılat elde edilirken, 2 Ton 1,5 TL’den hasılat sadece 3000 TL olacaktır. Öyleyse 5 TL’den 1 Ton satmak daha mantıklı olacaktır. Hatta pazarcılar, müşterilerinin organik nar nasıl bu fiyata olur diye ürüne güvenmeyip belki satışlarının düşebileceğinden dahi endişe ediyorlardı.  Bu örnekte aslında çok uygun fiyata satılabilecek taze organik ürünlerin bulunabildiğini fakat perakendecilerin ve mevcut müşteri kitlesinin ön yargıları nedeniyle, ürün tedarik fiyatı ne kadar düşse de perakende satış fiyatları yüksek kalmaya devam etmektedir. Peki çözüm nedir? Bir sonraki kısımda bu konu ele alınmıştır.

7.    Organik Üretimin Gelişmesi için Önerileri

Özellikle Türkiye’de organik pazarın gelişmesi önündeki engeller olarak, yukarıda da açıklandığı gibi, yanlış fiyatlandırma politikaları, genel küçük firmaların bu sektörde olması, halkın yeterli bilince sahip olmaması, bazı hammaddelerin üretilmemesi ve ithalatının da yasak olması sayılabilir. Organik pazarın küçük olması, organik üretiminde gelişmesini engellemektedir. Bu kısımda Türkiye’de organik pazarının ve üretimin gelişmesini sağlayacak öneriler sıralanmıştır.

7.1.  Fiyatlandırma Politikaları

Organik ürün maliyetlerinin konvansiyonel üründen ortalama olarak %17,5 fazla olduğu, fiyatlarının ise Avrupa’da ortalama %32,5 fazla olduğu bölüm dörtte tespit edilmişti. Bu değerlerden hareketle organik ürün fiyatlarının yüksek olmasının en önemli nedeni maliyet değil yüksek kar marjı olduğu görülmüştür.

Fiyatların bu derece yüksek olması, üreticilerin yüksek maliyetlerinden ziyade bu ürünleri çiftçilere ürettiren ve pazarlayan firmaların pazarlama stratejilerinden kaynaklanmaktadır. Genel olarak pazarlama süreci, ürün dizaynı, dağıtım, tutundurma ve kamuoyu oluşturma aşamalarındaki yanlış uygulamalar, birbirini etkileyerek fiyatların olması gerekenden çok daha yüksek düzeyde oluşmasına sebep olmaktadır. Ancak firma yöneticileri; değişen dünya şartlarında başarılı olmak için müşteri odaklı olarak çalışmak gerektiğini kabul etmekle beraber uygulamalarını üretime odaklı bir şekilde gerçekleştirmeye devam etmektedirler. Üreticilerin bu tutum ve davranışları pazarın gelişmesine ve yeterince karlı bir düzeye gelmesine engel olmaktadır (8).

Kısaca organik piyasasının küçük olması, küçük firmaların bu sektörde faaliyet göstermesi, ürün miktarlarının az olması, tüketicilerin organik ürün pahalı olması gerektiği ön yargısı, aracıların yüksek kar marjları organik fiyatlarının yüksek olmasına neden oluyor.

Organik ürün fiyatlarının makul fiyatlardan satılabilmesi ve geniş kiteler tarafından tüketilebilmesi için öncelikli çözüm küçük firmaların birleşip büyük firmalar oluşturarak, veya büyük firmaların bu pazara girerek üretim miktarlarını arttırmaları olacaktır. Yüksek miktarda üretilen ürünlerin maliyetleri düşük olacak, bunları satabilmek için kar marjları da düşük tutularak mevcut A ve B sınıfı tüketicilere ek olarak C ve hatta D sınıfı tüketicilerin bile organiği talep etmesi hedeflenecek. Bunun için organik ürün pahalıdır imajı silinip, organik ürün hem uygun fiyatlı hem sağlıklıdır ve sadece zenginlerin tükettiği bir ürün değil, kendi ve çocuklarının sağlığına önem veren tüm kişiler tarafından tüketilebilir mesajı tüketicilere verilmeli. Bu mesajın verilmesi için devlet destekli tanıtım ve bilgilendirme seminerleri, TV programları, reklamlar v.b. faaliyetler yürütülmelidir. 

Sonuç olarak güçlü ve güvenilir firmalar organik sektöründe faaliyet gösterip, organik ürünün ucuz da olabileceğine halkı inandırıp, aynı zamanda organik pazarı genişletebilirse ve yüksek miktarlarda üretip, düşük fiyata satabilirse, insanlar çok uygun fiyatlara organik ürünler tüketebilir.

7.2.  Organik Tarımsal ve Hayvansal Üretimin Yaygınlaştırılması

Türkiye’de organik üretimin yaygınlaştırılması için çeşitli devlet organları projeler hazırlamakta, yabancı uzmanlar getirmekte, pek çok faaliyet ile çiftçileri organik tarıma teşvik etmektedir. Fakat pek başarılı olamamaktadır. Çünkü modern organik üretim yöntemlerini bilemeyen çiftçiler için organik tarımın bir cazibesi yoktur, bu çiftçiler çok yüksek fiyattan ürün satma hayalleri ile organik üretime girseler dahi sonradan zarar ederek organik üretimden vaz geçmektedirler. Burada yapılması gereken,  devletin öncelikle kendi tarım kuruluşlarında organik üretimi yapması,  ayrıca büyük tarım şirketlerini ciddi teşviklerle organik tarıma yönlendirmesi olacaktır.

Türkiye’de Tigem, Tarımsal araştırma enstitüleri, Ziraat Fakülteleri ve daha pek çok kamu kuruluşunun binlerce hektar arazisi bulunmaktadır. Bu arazilerde halen konvansiyonel üretim yapılmaktadır, organik üretim yok denecek kadar azdır. Hal böyleyken devletin küçük çiftçiyi organik üretime yönlendirmesi bana göre pek anlamlı değildir. Nitekim, eğer organik üretim ile yüksek verim elde etmek ve konvansiyonelden daha fazla kazanç sağlamak mümkün ayrıca topluma ve çevreye faydalı, sağlıklı ürünler üretmek mümkün ise, öncelikli görevi topluma hizmet olan bu kamu kuruluşlarının tüm üretimlerinin organiğe dönüştürülmesi gerekir. Eğer organik üretim karlı değil ise, o zaman organik üretim neden teşvik ediliyor ve çiftçilere ısrarla organik üretim yapın deniliyor? Organik üretim, doğru kaynaklar kullanılarak, bilgili ve tecrübeli ziraat mühendisleri kontrolünde yapılırsa karlıdır, bu kaynaklara sahip kamu kuruluşları organik tarımda önce olmalıdır. Eğer kamu kuruluşlarının hepsi tüm üretimlerini organiğe dönüştürürlerse hem topluma önemli bir hizmet sunacaklar, hem de bu işin karlı olduğunu kağıt üzerinde değil uygulamalı olarak gösterme imkanı bulacaklardır.

Devletin yapması gereken diğer bir önemli faaliyet, büyük tarım şirketlerinin ciddi teşvikler vererek organik üretime yönlendirmeleridir. Nitekim organik ürünlerin uygun maliyetli olması için, geniş alanlarda, yüksek miktarlarda, modern ve yüksek fiyatlı tarım makineleri kullanılarak, yüksek maaşlı uzman mühendislerin kontrolünde üretilmeli ve işlenerek yurtiçi ve yurtdışı pazarlarına uygun dağıtım kanalları kullanılarak sunulmalıdır. Bunları yapabilme kapasitesine ise büyük parasal ve entelektüel sermaye gücüne sahip şirketler yapabilirler.

7.3.  Organik Hammadde İthalatı

Yukarıdaki kısımlarda organik gıda üretim sürecinin konvansiyonel ile aynı olduğu, tek farkın organik hammadde ve katkı maddelerinin kullanılması olduğu belirtilmişti. Bazı organik hammaddeler ise Türkiye’de ya üretilmemekte, ya da çok az üretildiği için hem fiyatları çok yüksek hem de yüksek miktarlı gıda üretimi için yeterli olamamaktadır. Bu sorunları aşmak için Tarım Bakanlığı organik ürün ve konvansiyonel ürünü ayrı ayrı değerlendirmeli ve ithalat izinlerini buna göre vermelidir.  Örneğin Türkiye şeker ithalatına izin vermemektedir. Konvansiyonel şeker üretimi zaten var olduğundan konvansiyonel şekerli gıdaların üretimi için bu ithalat yasağı sorun teşkil etmez. Fakat Türkiye’de hiç organik şeker üretilmediği için bu ithalat yasağı Türkiye’de hiç şekeli organik gıda üretilmemesine neden olmaktadır. Çünkü Bakanlık organik ve konvansiyonel şeker ayrımı yapmamaktadır ve organik şeker ithalatı da yasaktır. Halbuki sadece organik şeker ithalatına izin verse, Türkiye’de üretilen organik susamlar, organik helva yapılarak Dünya’ya ihraç edilebilir? Veya Türkiye’de üretilen organik kuru meyve ve kuru yemişler şekerlemeler yapılarak pazara sunulabilir. Kısaca Tarım Bakanlığı Türkiye’de üretimi olmayan organik ürünlerin ithalatını yasaklayarak hem mantıksız hem de pazarın önünü tıkayan bir duruma sebep olmaktadır.

8.    Sonuç

Organik üretimin yayınlaşması ve insanların helal, sağlıklı ve organik ürünlere uygun fiyatlarla erişebilmesi, toplumun maddi manevi sağlığı için bir gerekliliktir. Toplumun huzuru için maddi ve manevi sağlığını korumak da devletimizin görevleri arasındadır. Fakat şirketler organik üretimi ancak kar elde etmek için yapacakladır. Bu nedenle yukarıda, hem devletin organik üretimin yayınlaşması için ne tür çalışmalar yapabileceği anlatılmış, hem de şirketlere uygun yöntemlerle organik üretimden kar elde edebilecekleri örneklerle anlatılmıştır.

Organik gıda ticareti alanında faaliyet gösteren firmaların organik ürün fiyatlarını düşürebilmek için yapabilecekleri yukarıdaki kısımlarda tartışılmış. Organik ürün fiyatlarının yüksek olmasının en önemli nedenlerinin sektördeki firmaların yanlış uygulamalarının ve fiyat politikalarının olduğu görülmüş, organik ürünlerin çok makul fiyatlarda piyasaya sunulabileceği gösterilmiştir.

Özetle, organik üretimin maliyetinin yüksek olmasına neden olan birinci faktör düşük miktarlarda üretim, ikinci faktör ise girdi maliyetlerinin yüksekliğidir. Firmalar yüksek yüksek miktarda üretimle organik ürün maliyetlerini düşürebilirler. Perakende fiyatlarındaki kar marjları da düşük tutulursa, organik ürün fiyatına duyarlı ve talep esnekliği çok yüksek olan bu nedenle belki hiç organik ürün tüketmeyen kitleler de organiğe yönelebilir. Sonuçta kısa vadede kar marjının düşmesi firmanın zararına gibi görünse de, ürünlerinin piyasa da hızla yaygınlaşması satışlarının artmasına, satışların artması yüksek miktardaki üretime, yüksek miktardaki üretim ise üretim maliyetlerinde yarıya kadar düşmelere neden olacak, orta ve uzun vadede firmanın toplam karı, pazar payı artacaktır.

Büyük şirketlerin uygun fiyatlandırma ve optimum miktarlarda üretim politikaları kullanarak organik üretime yönelmesi, kamu kurumlarının organik üretim yapması, devletin organik hammadde ithalatı engellerini kaldırmasıyla, organik ürünler fiyatları konvansiyonele çok yakın olarak çok rahat bulunur olabilecek, organik ürün tüketimi yaygınlaşıp, lüks olmaktan çıkacaktır.

 

*: Uluslararası 2. Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresinde sunulmuştur (7-10 Kasım 2013, Konya).

 

Kaynakça

1. Organik Tarım Kavramı ve Organik Tarımın Dünya ve Türkiye’deki Durumu. DEMİRYÜREK, Kürşat. 2011, GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, s. 28(1), 27-36.

2. IFOAM.Definition of Organic Agriculture as approved by the IFOAM General Assembly in Vignola, Italy in June 2008. Vignola, Italy : IFOAM, 2009.

3. Aslan, Pınar.Japonya Ülke Raporu. Ankara : T.C. Ekonomi Bakanlığı İhracatı Bilgi Platformu, 2013.

4. Organik: Tarım Bakanlığı. Tarım Bakanlığı. [Çevrimiçi] 2013. http://organik.tarim.gov.tr/.

5. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği.101 Soruda Organik Ürün Rehberi. İstanbul : Doğuş Grubu İletişim A.Ş., National Geographic Türkiye’nin Mart 2013 ekidir.

6. New impulses for continued growth. www.fibl.org. [Çevrimiçi] 2013. [Alıntı Tarihi: 05 09 2013.] http://www.fibl.org/en/media/media-archive/media-archive13/media-release13/article/new-impulses-for-continued-growth.html.

7. Sık Sorulan Sorular: FAO. FAO. [Çevrimiçi] 2013. http://www.fao.org/organicag/oa-faq/oa-faq5/en/.

8. Pazar: ORGÜDER. ORGÜDER. [Çevrimiçi] 2013. http://www.orguder.org.tr/organiktarimpazarlama.html.

9. The Influence of Consumer Characteristics and Attitudes on the Demand for Organic Olive Oil. Efthimia Tsakiridou, Konstantinos Mattas, Irini Tzimitra-Kalogianni. 2008, Journal of International Food & Agribusiness Marketing.

10. Dutch Consumers' Willingness to Pay for Organic Olive Oil. Nikos Kalogeras, Stella Valchovska , George Baourakis, Prodromos Kalaitzis. 2009, Journal of International Food & Agribusiness Marketing.

11. Valuing the influence of underlying attitudes and the demand for organic milk in Japan. Shunsuke Managi, Yasutaka Yamamoto, Hiroyuki Iwamoto, Kiyotaka Masudad. 2008, Agricultural Economics, s. (39) 339–348.