İSTİHLÂK *

(Haram Bir Maddenin, Dinen Haramlık Vasfını Giderecek Şekilde Çok Miktardaki Helal Bir Maddeye Karışması)

 

Prof. Dr. Saffet KÖSE1, Yrd. Doç. Dr. Murat ŞİMŞEK2

1Selçuk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, İslam Hukuku Anabilim Dalı, Isparta

2Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, İslam Hukuku Anabilim Dalı, Çanakkale

saffetkose@selcuk.edu.tr

 

Özet

Klasik fıkıh edebiyatında temiz ve necis maddelerin tespitinde ve birbirine dönüşüp karıştıkları durumlarda kullanılan kavramlardan biri istihâle iken, diğer bir kavram ise istihlâktir. İstihlâk, genel anlamıyla bir maddenin kendisinden çok olan diğer bir maddeye karışarak onun içinde varlığını sürdürmekle birlikte rengini, tadını ve kokusunu kaybetmesi demektir. Bir diğer ifadeyle yenilmesi, içilmesi haram kılınmış ya da dinen necis sayılan az miktardaki madde, büyük miktardaki helal ve temiz olan diğer bir maddeye karışır ve bu maddenin ‘renk, koku ve tat’tan oluşan özellikleri çok olan madde içinde kaybolursa bu özellikteki karışım bu maddelerden dinen haramlığı ve necis olma özelliğini kaldırır. Bu nazariyenin dayanakları şer‘î hükümlerin varlığı ve yokluğunun taşıdığı özelliklere ve isimlere bağlı oluşu; bazı müctehidlerin konuyla ilgili görüşleri; Hanefilerin umum belvâ prensibi, Şâfiî ve Hanbeliler’in esas aldığı kulleteyn hadisi; İslam Tıp Bilimleri Örgütünün Mayıs 1995 yılında Kuveyt’te 8. ve Haziran 1997 yılında Dârulbeyzâ/Kazablanka’daki 9.’su düzenlenen toplantıda aldığı kararlar ile nadir olan yok hükmündedir, eşyada aslolan ibahadır, haramlık ve necis olmak ise arızidir gibi genel kurallara dayalı olarak aslı itibariyle temiz ve helal olan bir madde arızi bir sebepten dolayı haram olma özelliği kazanmışsa, yapısı itibariyle necis sayılamayacağı prensibidir. Helal gıdanın tespiti ve değerlendirilmesinde özellikle gıda katkı maddeleri konusunda istihâle kavramı yanında istihlâk kavramının da yeni bir bakış açısı sağlayacağı kanaatindeyiz.

 

Abstract

Istihalah is one of the terms used in classical fiqh literature to define circumstances in which clean and dirty substances are determined or mixed into each other and transformed into a different substance. Another term used to define these circumstances is istihlak. Istihlak generally means mixing substance X into substance Y which is more than substance X in quantity. In istihlak, substance X keeps its existence in the mixture but its color, taste and scent are obliterated. In other words, if a little quantity of a substance which is haram or dirty according to Islam is mixed with a halal and clean substance which is many in quantity and the former substance loses its qualities including its taste, scent and color, then it is accepted that haram and dirty qualities of the former substance no longer exist in the mixture. This view is based on the ideas of certain mujtihads, Islamic scholars who engage in ijtihad, the effort to derive rules of divine law from Muslim sacred texts; public affliction or ‘Umum al-Balwa principle of the Hanafi; hadith regarding kulleteyn which is used as a referral with regards to this issue by the Shafii and the Hanbali; Islamic Medical Association’s decisions which were taken at the 8th and 9th meetings of the association which are held on May, 1995 in Kuwait and on June, 1997 in Dar-al-Bayda, Casablanca respectively. This view is also based on the principle; ‘the rare one is accepted to be non-existing. What is important in terms of goods is whether they are allowed to be used or be consumed. As for the issue of being dirty and haram, this is an incidental issue.’ This principle mentions that if a clean and halal substance is turned into a haram substance due to an incidental reason, it cannot be counted as dirty due to its original structure. We believe that the term of istihlak, alongside the term of istihalah, will bring forward a new point of view with regards to determination and evaluation of halal food especially in terms of additives used in foods. 

Keywords: Halal food, istihalah, istihlak, medical congress

 

Giriş

İstihlâk kelimesi sözlükte, “tüketim”, “kaybolma”, “tamamen yok olma” gibi manalara gelir. Türkçe karşılığı olarak sözlüklerde “yoğaltım” olarak verilmektedir. İngilizcesi ise “consumption” olarak geçmektedir. Fıkıh ıstılahı olarak istihlak, bir maddenin kendisinden çok olan diğer bir maddeye karışarak onun içinde varlığını sürdürmekle birlikte rengini, tadını ve kokusunu kaybetmesi demektir. Su ya da bir meşrubat içine düşmüş alkol damlası gibi.[1]

İstihlâk teorisi: Yenilmesi, içilmesi haram kılınmış ya da dinen necis sayılan az miktardaki madde, büyük miktardaki helal ve temiz olan diğer bir maddeye karışır ve bu maddenin renk, koku ve tat’tan oluşan özellikleri çok olan madde içinde kaybolursa bu özellikteki karışım bu maddelerden dinen haramlığı ve necis olma özelliğini kaldırır.

Nazariyenin Dayanakları:

1-                  Kulleteyn hadisinin delaleti.

2-                  Şerî hükümlerin varlığı ve yokluğunun taşıdığı özelliklere ve isimlere bağlılığı.

3-                  Bazı müçtehitlerin görüşü.

4-                  İslam Tıp Bilimleri Örgütünün Mayıs 1995 yılında Kuveyt’te 8. ve Haziran 1997 yılında Dârulbeyzâ/Kazablanka’daki 9.’su düzenlenen toplantıda aldığı kararlar.

5-                  Bazı külli kaideler.

Kur’an ve sünnet naslarından çıkarılan eşyada aslolan ibahadır, haramlık ve necis olmak ise arızidir genel kurallarına dayalı olarak, serbest bırakılan eşyanın temiz olduğuna hükmedileceği ilkesine ulaşılır.

Aslı itibariyle temiz ve helal olan bir madde arızi bir sebepten dolayı haram olma özelliği kazanmışsa / yapısı itibariyle yani maddi varlığı açısından necis / pis olmaz. Onun necis oluşu, sebep olduğu olumsuzluklardan ya da elde edilme yollarından dolayıdır ve manevi bir necasettir. Bu arızi durum kalktığında kullanılabilir olması da bunu göstermektedir. Nitekim aslı helal ve temiz olan üzümden yapılmış sarhoş edici içkinin sirkeye dönüşmesiyle temiz ve helal hale gelmesi örnek olarak zikredilebilir. Kur’ân-ı Kerîm’in içki ve kumarın şeytan işi pisliklerden (Maide 5/90-91) olduğunu ifade etmesi de bu anlamdadır.

Mesela faiz ve kumardan elde edilmiş bir para sahibine helal olmasa da Allâh’tan bir sevap beklentisi olmaksızın bir fakire verilmesi halinde onun bunu kullanmasında bir sakınca yoktur. Çünkü paranın kendisi değil kazanım yolu pistir.

İstihlâke dayanak olan ikinci bir genel kural ise “Nadir olan yok hükmündedir”. (النادر كالمعدوم) kaidesidir. Burada söz konusu edilen husus içme maksadı taşımayan alkolün bir başka maksatla çok az miktarda helal bir sıvıya karıştırılması durumunda onunla elde edilen gıdanın helal olup olmaması meselesidir. Bu da ülkemizde özellikle meşrubat ve ilaçlarla ilgili bir meselede gündeme gelmiştir.

Hanefî hukukçu Kâsânî’nin Bedâyi‘inde istihlak ile ilgili olarak şöyle bir ibare geçmektedir:[2]

İmam Muhammed’den (v. 189) nakledildiğine göre: “Bir kişi yanındaki içkiden (hamr) içmeyeceğine yemin etse, sonra da onu bir su kabına dökse, o kaptaki su, içkiye baskın gelse ve içkinin rengi, kokusu ve tadı gitse, daha sonra söz konusu şahıs bunu içse yeminini bozmuş olmaz. Çünkü başka maddenin kendisine galib gelmesiyle istihlake uğrayan şey yok hükmündedir. Nitekim sınırsız miktarda suya dökülen içki (hamr) ile izi kalmayacak şekilde istihlake uğramış necaset de aynı hükümdedir.”

İbn Teymiye (v. 728) bu konuda şöyle demektedir:[3]

“Allah Teâlâ temiz olan şeyleri (tayyibât) bize helal kılmıştır. Mesela yağlar, sütler, içecekler, tatlılar, ekşiler ve sair temiz şeylere bir pislik karışıp tükense ve dönüşse (istihlake ve istihaleye uğrasa) , Allah’ın helal kıldığı bu temiz şeyler nasıl haram olur? Kendisine pis (habis) bir şey karışıp onda tükenip değişime (istihlak ve istihale) uğradıktan sonra o şeyin haram olduğunu kim söyleyebilir? Bunun ne kitapta, ne sünnette, ne icmada ne de kıyasta delili yoktur.

İbn Teymiyye, Allâh’ın haram kılmış olduğu kan, leş, domuz eti gibi necis (habâis) maddelerin su vb. şeylere düşüp istihlake uğradığında (rengi, tadı, kokusu gidecek şekilde kaybolması) ortada ne içki ne kan kalır demektedir. Bunu da içine şarap düşüp de istihlake uğrayan bir suyu içenin içki içmiş sayılmayacağı örneğiyle açıklar.[4]

VIII. Tıp Fıkhı toplantısı kararı: Üretiminde, suda erimeyen renklendirici ya da koruyucu vb. özellikteki bazı maddeleri eritmek amacıyla çok az miktarda alkol kullanılan gıda maddelerinin yenilip içilmesi umum belva bulunduğundan ve yiyecek maddesinin üretimi sırasında eklenen alkolün büyük oranda uçmasından dolayı caizdir.

IX. Tıp Fıkhı toplantı kararı: Gıda ve ilaçlara eklenen aslı necis veya haram kılınmış olan maddeler iki yoldan birisiyle dinen mübah maddeye dönüşür: 

a- İstihale

b- İstihlâk

İstihlâk: Haram veya necis bir maddenin çoğu helal ve temiz olan diğer maddeye karışması sonucunda az olan bu maddenin çok olan madde içinde kaybolacak şekilde rengini, tadını ve kokusunu kaybetmesi durumunda hüküm çoğunluğa göre verilir ve bu karşımdan dinen necaset ve haram olma özelliği kalkar.

  

Mecelletü Mecmai’l-Fıkhi’l-İslâmî adlı ansiklopedik araştırmada bu konuda şu bilgiler vardır:[5]

İstihlak, haram veya necis bir maddenin, dinen necasetin ve haramlığın vasfını giderecek miktarda çok/baskın temiz helal diğer bir maddeye karışmasıdır.

Az miktardaki madde, çok miktardaki madde içince tükenecek  (istihlak) şekilde karışan az miktardaki maddenin tat, renk ve koku vasıfları zail olursa hüküm galip/çok olana göre olur. Buna şunları misal verebiliriz:

Gıda ve ilaçlarda çözücü madde olarak gerçekten çok az miktarda alkol içeren katkı maddeleri.

Necis bir maddeden istihaleye uğramaksızın elde adilmiş lesitin ve kolesterol. Bunların galip/çok olan helal – temiz madde içerisinde tükenecek şekilde (istihlak) gerçekten az miktarda olmak şartıyla gıda ve ilaçlarda kullanılması caizdir.

Gıda ve ilaçlarda tükenecek (istihlak) kadar az miktarda kullanılan pepsin gibi domuz menşeli enzimler, diğer pepsine benzeyen hazmettirici enzimler vb. Maddeler.

Kurul bu konuda aşağıdaki kararları almıştır:[6]

Endüstriyel çözücüler, ambalajlarda aktif maddeler için kullanılan taşıyıcı ve itici maddeler, meşru bir maksat veya menfaat için kullanılırsa dinen caiz olur. Ancak uyuşturucu etkisini elde etmek veya buruna çekmek için kullanılırsa maksadı ve davranışları bilinç açısında etkisi bakımından dinen haramdır.

Erkeklerin, azı dişlere kaplama ve köprü yaptırma gibi diş ekleme alanlarında tıbbi tedavi amaçla altın kullanmaları caizdir. Ancak sırf ziynet/süslenme kastıyla kullanıldığında erkeklerin ziynet için altın kullanması hükmünü alır ki dinen mahzurludur.

Yine bu meseleye bağlı olarak alkol maddenin içerisinde tüketildiği (istihlak) ilaçlarda olduğu gibi (etken maddeden farklı olarak aroma ve yardımcı (müngamir) maddelerin tüketilmesi meselesinde, Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, dizeleri altınla örülmüş derilerin altınla birlikte satılması örneğini vererek, burada deri içerisinde tüketerek kaybolma (istihlak) meydana geldiği ve ayrıştırmanın kolay olmaması sebebiyle ticaret eşyası hükmünde olacağından bu satımın caiz olduğunu söylemiştir.

Şu örneği de bu çerçevede değerlendirmek mümkündür: istihlak, bir maddenin hükmünü değiştirir. Nitekim âlimlerin dediğine göre, bir kadının sütü bir yiyecek veya ilaçla karıştırılıp onlar içerisinde erise/tükense (istihlake uğrasa) sonra da onu çocuk içse, sahih olan görüşe göre (süt akrabalığı sebebiyle gerçekleşecek) haramlık hükmü meydana gelmez.

 

Ek:

Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın bu kaideyi uygulayışı:

Prof. Dr. Hayreddin Karaman istihlâk kuralını işleterek bunun cevazına hükmetmiştir. Bu konudaki kanaati aşağıdadır:

Dince pis olan nesne az suya veya az sıvı maddeye karıştığı zaman su ve sıvı pis olur; içilmez ve onunla dînî temizlik yapılmaz. Çok suya pislik karıştığı zaman ise suyun rengi, tadı ve kokusundan biri, karışan pislik belli olacak şekilde değişmedikçe su pis olmaz. Çok su Hanefîlere göre yeri kare ise yüzeyi 10x10 arşın, yuvarlak ise 36 arşın, derinliği ise bir karışa yakın yerdeki sudur. Arşın yaklaşık iki karıştır (Bir arşın 68 cm).

Şâfiî ve Hanbelilere göre iki kulledir (büyücek küp – bir varil – 12 adet 18 litrelik teneke), İmam Malik'e göre ise az su, içine düşen pisliğin rengi, tadı veya kokusu belli olan sudur, belli olmayan su ise çok sudur.

Buradaki ölçülere göre çok sayılan suya mesela sidik veya şarap karışsa o su pis olmaz, onunla abdest alınır ve o su içilir (İbnÂbidîn, 1984 Kahraman Yayınları, C.I, s. 185,188).

Yenmesi ve içilmesi haram olan bir nesneyi, onda iyileştirme özelliği varsa tedavi maksadıyla yemek ve içmek caizdir, nitekim susuz kalan kimsenin -başka bir şey bulamadığında- şarap içmesi de caizdir.

Süt, bal, yağ ve pekmez üç kere kaynatılınca temizlenmiş olur. Bunlara kaynatmadan önce bir miktar (beşte biri kadar) su katılır. Yağın kaynatılması şart değildir. Et şarap ile pişirilmiş olsa üç kere temiz su ile kaynatılıp soğutulunca temizlenmiş olur.

 

Prof. Dr. Hayreddin Karaman – Gazlı İçecekler

Necis olan veya yenmesi, içilmesi haram kılınan bir nesnenin azı da, çoğu da yenmez ve içilmez, ama bu nesne, temiz olan bir başka nesneye karışır, karıştırılırsa, keza yanma vb. şeklinde değişime uğrarsa hüküm değişir; yani o nesne haram ve necis (dince pis) olmaktan çıkar. Bizim konumuz karışma ile ilgili olduğuna göre, temiz suya karışma durumunda alkolün, o suyu (gazozu, kolayı) harama çevirmesinin şartına bakalım: Bütün fıkıhçılara göre az olan haram, belli miktarda çok olan helale katıldığında karışım haram olmaz. Peki buradaki çok ne kadardır?

Bir sıvının içine alkol karışınca hemen "bu sıvı haramdır" denemez, haram olmasına hükmetmek için yukarıda açıklanan şartların gerçekleşmesi gerekir.

Gazlı içecekler büyük tanklarda yapılıyor, bunların içindeki sıvı/su, müctehidlerin birçoğuna göre "çok"tur. Buna göre gazlı bir içeceği elinize aldığınızda koklayınca alkol kokmuyorsa, tadınca alkol tadı vermiyorsa, bakınca alkol rengini almamış ise, o içecek temizdir, helaldir.

"Çoğu sarhoş eden içeceğin azı da haramdır" kuralına göre de baktığımızda, piyasadaki gazoz ve kolaların içilebilecek çok miktarı sarhoş etmediğine göre bu bakımdan da bir sakıncası yoktur.

Gazlı içeceklerin içilmesi konusunda bir de "sağlığa tesiri" ile Müslümanların servetlerinin yabancılara -bazen de Müslümanların düşmanlarına- akması açısından bakmak gerekir. Bu bakımlardan bir sakınca varsa ilgili içecekten uzak durmak kaçınılmazdır.

“Bir oturuşta, içişte, bir defada, bir bardağın etkisi geçmeden diğerini içmek suretiyle belli bir sürede içilebilecek çok” sıvı insanı sarhoş ediyorsa bunun azını içmek de caiz değildir.

Mesela bir litre bira içilince, bunu içen sarhoş oluyorsa biranın bir bardağı da içilmez.  Benim tercihim yukarıda yazdığım gibi, "çoğu sarhoş edenin azının da haram olduğu" yönündedir.

Ama bizim konumuz bu değil, bizim konumuz, içilmesi haram olan (şarap gibi) bir şeyin, içilmesi helal olan (su gibi) bir şeye karıştığı, karıştırıldığı veya içinde oluştuğu takdirde içmenin helal olup olmadığıdır.

Bu konuda İslam âlimlerinin söylediklerinin özeti şudur: Karışan veya helal nesnenin içinde oluşan (alkol gibi) bir şey az, karıştığı helal nesne (mesela su) çok ise bakılır; suyun rengi, tadı, kokusu karışan pis ve haram olan şey gibi olmuş ise bu içilmez, olmamış ise, suda belli olmuyorsa içilir.

Kefir, boza, gazoz ve kolalarda, çoğunun içilmesi durumunda sarhoş etme özelliği/etkisi yoktur. Bunlarda temiz olan su çok, içinde oluşan veya aromasını eritmek için kullanılan etil alkol azdır, bunların içinde alkolün rengi, tadı ve kokusu yoktur. Bunlara haram diyenler helal olan bir şeye haram demiş olurlar ki, bunun da büyük sorumluluğu vardır.

 

 

*: 1. Ulusal Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresinde sunulmuştur (19-20 Kasım 2011, Ankara).



[1] Bk. Nezih Hammâd, el-Mevâddü’l-muharreme ve’n-necise fi’l-gizâ’ ve’d-devâ’ beyne’n-nazariyye ve’t-tatbîk, Dımaşk 2003, s. 26.

[2]وقال الْمُعَلَّى عن مُحَمَّدٍ في رَجُلٍ حَلَفَ لَا يَشْرَبُ من هذه الْخَمْرِ فَصَبَّهَا في مَاءٍ فَغَلَبَ على الْخَمْرِ حتى ذَهَبَ لَوْنُهَا وَطَعْمُهَا فَشَرِبَهُ لم يَحْنَثْلأن المغلوب المستهلك كالمعدوم ) أي كما في الخمر إذا استهلكت في ماء لا حد فيها وكذا النجاسة المستهلكة لا أثر لها.

 

[3] وَاَللَّهُ تَعَالَى قَدْ أَبَاحَ لَنَا الطَّيِّبَاتِ، وَهَذِهِ الْأَدْهَانُ، وَالْأَلْبَانُ، وَالْأَشْرِبَةُ: الْحُلْوَةُ، وَالْحَامِضَةُ، وَغَيْرُهَا مِنْ الطَّيِّبَاتِ، وَالْخَبِيثَةُ، قَدْ اُسْتُهْلِكَتْ، وَاسْتَحَالَتْ فِيهَا، فَكَيْفَ يَحْرُمُ الطَّيِّبُ الَّذِي أَبَاحَهُ اللَّهُ تَعَالَى؟وَمَنْ الَّذِي قَالَ إنَّهُ إذَا خَالَطَهُ الْخَبِيثُ، وَاسْتُهْلِكَ فِيهِ، وَاسْتَحَالَ قَدْ حَرُمَ، وَلَيْسَ عَلَى ذَلِكَ دَلِيلٌ، لَا مِنْ كِتَابٍ، وَلَا مِنْ سُنَّةٍ، وَلَا إجْمَاعٍ، وَلَا قِيَاسٍ.

[4] İbn Teymiyye, Mecmû‘u fetâvâ, Kahire 1426/2005, XXI, 501-502.

[5]الاستهلاك :

ويكون ذلك بامتزاج مادة محرمة أو نجسة بمادة أخرى طاهرة حلال غالبة ، مما يذهب عنها صفة النجاسة والحرمة شرعًا

 إذا زالت صفات ذلك المخالط المغلوب من الطعم واللون والرائحة ، حيث يصير المغلوب مستهلكًا بالغالب ، ويكون الحكم للغالب ، ومثال ذلك :

- المركبات الإضافية التي يستعمل من محلولها في الكحول كمية قليلة جدًا في الغذاء والدواء ، كالملونات والحافظات والمستحلبات مضادات الزنخ .

 - الليستين والكوليسترول المستخرجان من أصول نجسة بدون استحالة ، يجوز استخدامهما في الغذاء والدواء بمقادير قليلة جدًا مستهلكة في المخالط الغالب الحلال الطاهر.

- الأنزيمات الخنزيرية المنشأ ، كالببسين وسائر الخمائر الهاضمة ونحوها المستخدمة بكميات زهيدة مستهلكة في الغذاء والدواء الغالب .

[6]وترى الندوة

         - إن المذيبات الصناعية ، والمواد الحاملة والدافعة للمادة الفعالة في العبوات المضغوطة ؛ إذا استخدمت وسيلة لغرض أو منفعة مشروعة جائزة شرعًا ، أما استعمالها من أجل الحصول على تأثيرها المخدر أو المهلوس باستنشاقها فهو حرام شرعًا ، اعتبارًا للمقاصد ومآلات الأفعال .

         - لا حرج شرعًا في استخدام الذهب في مجال الأشياء التعويضية السنية (مثل تلبيس الأضراس والأسنان وشد بعضها ببعض ونحو ذلك) لغرض المعالجة الطبية للرجال ، أما إذا استعمل لغرض الزينة فقط ، فإنه يأخذ حكم لبس الرجال للذهب للزينة ، وهو محظور شرعًا .

         ومن ذلك مسألة استهلاك العين المنغمرة (الأدوية تكون فيها مادة الكحول مستهلكة) أجاب أبو الفرج في مسألة الجلود التي فيها الذهب تغزل فيها خيوطه تباع بالذهب، فأجاب: إنها تباع لأنها كالعورض لوجود الاستهلاك وعدم تيسره، وهذا الوصف يسقط عنه حكم العين، ويعدم منه حكم العلة الموجبة لحكم التحريم ، وهي كونه ثمناً للمبيعات،

         ونظير هذا في أن الاستهلاك ينقل الحكم عن العين ما قالوه في لبن المرأة إذا خلطوه بطعام أو دواء واستهلك فيه، ثم أو شربه الصبي ؛ أن لا حكم له في التحريم على الأصح الأظهر.